The Lobster Filmi Sosyolojik Çözümlemesi

Kitap hakkındaki notum;
* Ali Gürbulut yazdı, etkinlendim
The-Lobster
The-Lobster

Sırasıyla Kinetta, Köpek Dişi ve Alpler filmleriyle toplumsal kodları yıkan Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un ülkesi dışında çektiği ilk film The Lobster (2015 yapımı | Dram/Gerilim Filmi )’ın yakın gelecek tasviri alışılagelmiş distopyaların aksine günümüzden çok uzak değildir.

Birey olma gereksinimini sorgulayan filmde toplumsal dayatmalar sorgulanmaktadır.

Lanthimos’un yarattığı evren, yaşadığımız topluma bir nevi ayna tutmaktadır. Günümüz gözetim yapısının nasıl işlediğini, bu yapının içine nasıl dahil olduğumuzu göstermektir. Çalışmanın ilk bölümünde gözetim toplumu üzerinde durulmuş, ikinci bölümünde ise The Lobster filmi analiz edilmiştir.

Modern Toplum Gözetimi

Gözetim olgusu, önemli bir denetim türü olarak insanlık tarihi içinde hep var olmuştur. Modern dünyanın da en önemli boyutlarından biridir. Gözetimi sağlayan E-devlet uygulamaları, bireyleri numaralandırılarak tüm faaliyetleri denetim altında tutulmaktadır. Böylelikle bireyler artık vatandaş olarak değil, kodlanmış numara ve harf dizileri olarak tanımlanır. Gözetim toplumu, kişisel yaşama ait ayrıntıların, şirketler ile devlet veri tabanları içinde toplanması, saklanması, çağrılması ve işlenmesi olarak tanımlanır.

Modern devlet, günümüzde otoritesini fiziksel dayatmaktan ziyade psikolojik olarak dayatmaktadır.

Güvenlik kameraları, eylemleri kaydederek yasalara karşı çıkanları yakalamaya yardımcı olmakta. Kameralar tarafından izlendiğini düşünen birinin yere çöp atması ya da bir sokak sanatçısının grafiti yapması zorlaşacaktır.

Bir sürücü eğer etrafında kamera olduğunu düşünürse hız limitini aşması çok daha düşük bir ihtimaldir. Kameraların çalışır durumda olması gerekmemektedir, yalnızca mevcudiyetleri pek çok insanın hareketlerini kısıtlayabilmektedir.

Güvenlik geleceğe dönük bir projeye dönüşmekte, gelecekte olacak dijital teknikler ve istatistiksel akıl yürütme sayesinde denetlemeye çalışarak gözetim yoluyla işlemektedir.

Bu tür bir güvenlik anlayışı “hareket eden her şeyi (ürünler, bilgi, sermaye, insanlık)” izleyerek yürütülmektedir.

Gözetim, küreselleşmiş bir dünyada, ulus-devletlerle birlikte akışkan bir biçimde dolaşmakta, zamansal ve mekânsal uzaklıkta iş görmektedir.

Dünyada, yolculuk eden bireyler, vücut tarayıcıları ve biyometrik denetleyiciler vb. cihazlara razı olmaları gerektiğinin bilincindedir. .

Bunlara yalnızca güvenlik önlemi olarak bakılsa bile, rutin alışverişlerimizde, internet ve sosyal medya kullanarak farklı gözetim biçimleri içinde yer almaktayız. Google, aramalarımızı kaydederek özelleştirilmiş pazarlama stratejileri (mikro anlar) geliştirmektedir.

David Lyon, 2013, 9-13

Gözetim faaliyetlerine ilişkin çeşitlenme tarih boyunca artarak devam etmiş, enformatik devrimi ile birlikte en üst düzeye ulaşmıştır. Bu yüzden günümüz toplumları gözetim toplumları olarak adlandırılmıştır.

Meral Tümurtürkan, 2010, 1

Panoptik Gözetim

18.yüzyılda kendi halklarıyla büyük karşıtlıklar içerisinde kalan imparatorluklar, otoritelerini kontrol altında tutmak için yeni sistemler arayışındaydılar.

Bu dönemde yepyeni bir yapı tipi ortaya çıktı. Jeremy ve mimar kardeşi Samuel Bentham’ın tasarladığı ve hiçbir zaman hayata geçirilmemiş olan bir hapishane projesi olan Panoptikon, sekizgen biçiminde bölmelerden oluşan bir yapı olarak tasarlanmıştır.

Ortasında bir gözetleme kulesi mevcuttur. Kuleden bütün hücreler görülmekte ama hücrelerden kuledekiler görülememektedir.

Bentham’ın tasarımında temel alınan düşünce, mahkûmların her daim izlendikleri fikrine kapılmalarıdır. İzlenmese bile izlendiğini, ya da her an izlenebileceğini düşünen birey kendi kendine bir oto kontrol mekanizması geliştirir ve kendini denetlemeye başlar.

Jeremy Bentham, 2008

Bentham bu taslağı hazırlarken, planı bir parkta dağıtılmamış, sekizgen biçimindeki ilk hayvanat bahçesinden ilham alıp almadığını söylememektedir.

Fakat Panoptikon’un programında aynı bireyselleştirmeci gözlem, karakter belirleme ve tasnif, mekânın analitik düzenlenmesi kaygısı bulunmaktadır. Panoptikon bir krallık hayvanat bahçesidir; bireysel dağıtımın gruplandırılması yoluyla hayvanın yerine insan ve kralın yerine de kaçamak bir iktidar makinesi geçmiştir

Foucault, 1992, 255

Foucault, Panoptikon’un bir yönetim biçimi olduğunu, zihin üzerinde iktidar uygulama biçimi olduğunu belirtmektedir.

Panoptik gözetim, disiplinle doğrudan ilişkilidir; gözetlenen bireyler hakkında bütün bilgilerin elde edilmesi ve onların ıslah edilerek “normalleştirilmesi” amacına hizmet etmektedir.

Foucault toplum içerisinde mutlak anlamda genelleşmiş gözetim yapıları olduğunu, ceza sisteminin, adli sistemin, hapishanelerin de bu yapıların birer parçası olduğunu söylemektedir.

Foucault, 1992, 245-282

Foucault iktidarın disiplin demek olmadığını, disiplinin iktidarın mümkün işleyiş biçimlerinden birisi olduğunu ifade etmektedir.

Disiplinci toplumun “disipline olmuş” toplum anlamına gelmediğini, disiplin yöntemlerinin yayılmasının insanların tümüyle itaatkâr hâle gelmesi olmadığını söylemektedir.

Foucault, 1992, 21

Foucault, 21.yüzyılın toplumundan sözederken bir kara-ütopyadan söz etmektedir.

Toplumların hatta bütün dünyanın dev bir panoptikon olduğunu bize anlatıyor. İktidarlar, artık panoptikon tasarımında gördüğümüz dev kuleden ibarettir.

“Dev kule” bizlerin, yani toplumdan insanların, asla vücudunu göremediği ve o gözetleyicinin sürekli bizi izlediğine inandığımız bir güçtür.

Toplum bu gözetleyicinin bizler için yarattığı hücrelerde, birbiriyle iletişim kuramaz şekilde bireyselleşmiş olarak yalnızca gözetleneceği korkusuyla yaşamaktadır.

İktidarın bireyselleştirdiği insan, artık demokrasi sisteminde olduğu gibi seçen kişi değil, var olan iktidara karşı beklide bir tehdittir.

Foucault, o kulenin tepesinde sürekli olarak gözetleyen iktidar imgesinin, aslında vücutsuz kulenin üzerinde yüksekte yer alan dev bir göz olduğundan söz eder; dev göz iktidarın gözüdür.

Gözetlemekten vazgeçmeyen ancak ne vücudunu gördüğümüz ne de kim olduğunu bildiğimiz bir imgedir.

Çünkü iktidar görünmezdir.

Ancak Foucault’nun bu şekilde temellendirdiği düşüncelere katılmakla birlikte Louis Althusser başka bir pencere açar.

Gizem Özdel, 2012: 23

Althusser, ilk başta Foucault ile aynı şeyi söyler.

İktidarın toplumu öznelerden yani bireylerden ibaret gördüğünü ve tehdit olarak algıladığını anlatır. Ancak onun bu konuya eklediği başka bir yön vardır.

Althusser, iktidarın görünmez olduğu fikrine katılmakla birlikte, eklediği şey iktidarın kendini görünür kılabilmek adına çeşitli elemanlar kullandığıdır.

İktidar tek başına görünmez olduğunda yönetme hakkı olan topluma, yeterli şekilde fikirlerini empoze etmesinin sürekliliğini sağlayamaz. Bu nedenle iktidar kendini zaman zaman görünür hale getirir.

Bu görünmeyi de ideolojik aygıtları ile yapar.

Devletin ideolojik aygıtları arasında;

  • Dinsel
  • Siyasal(Partiler vb.)
  • Eğitim
  • Sendikal
  • Aile
  • Basın,Radyo,TV
  • Hukuki ve Kültürel (Sanat,Edebiyat vb.) yer alır.

“İdeolojik Aygıt” olarak adlandırılan elemanların temel görevi iktidarı görünür kılmaktadır.

Peki, bunu nasıl yaparlar?

Yapış şekilleri aslında çok yabancı olmadığımız bir konu. Her biri var olan iktidarın düşüncelerine, hangi ideoloji olursa olsun adapte olarak bunun topluma farklı kollardan iletilmesini sağlar.

Siz eğer bir okulsanız, yeni nesle böyle bir empozizasyon sağlarsınız, siz eğer bir aileyseniz çocuğunuzu etkilersiniz, eğer sendikaysanız kendi kitlenizi etkilersiniz.

Böylece sürüp giden sistem sonucunda, iktidar kendi görünürlülüğünü kendi istediği düzende ve algılanış biçimini de kendine özgü kurallarla belirlemiş olur.

Althusser, 1989, 32-37

Gözetim ve Distopya İlişkisi

19. yüzyıldan itibaren iktidarlar toplum ve bireyler üzerinde disipline edici bir güce ulaşmışlardır. “İktidarların sahip olmaya başladıkları ayrıntılı bir denetim ve zamanın her anına dakik bir müdahale yeteneği, bireylerden azami şekilde yararlanabilen bir düzenin ortaya çıkmasını sağlamıştır”

Foucault, 1992: 199

Bireylerden elde edilen uyum ve verimliliği; bilimsel ve teknolojik gelişmelerle birleştirilerek ilerleme sağlamayı başaran Batı dünyası buna karşın huzur ve barışı sağlamakta büyük güçlükler çekmiştir.

“Şehirlerde, hastanelerde, hapishanelerde, tımarhanelerde ve eğitim kurumlarında oluşturulan hiyerarşik gözetim” Foucault, 1992: 215 nedeniyle iktidarlar söylemlerini giderek daha etkin kılarken, totaliter rejimlere doğru bir gidişat başlamıştır.

Yalnızca Avrupa’yı değil aynı zamanda dünyayı da savaşa ve felakete sürükleyen totaliter rejimlerin yarattığı kaygı, edebiyat alanında distopya türüne olan eğilimi artırmıştır.

Devlet iktidarından ve diktatörlüğünden duyulan korku distopyalarda görülen temel bir unsurdur.

Jameson, 2009: 259

Devletlerin gelişmiş gözetleme ve denetleme mekanizmalarının toplumu kontrol etmek için kullanılması ise bu korkuyu artıran bir unsur olarak dikkat çekmektedir.

Karanlık ve baskıcı bir toplum kavramı her zaman bir hikaye için daha zengin bir ortam olmuştur.

Nitekim 1949 yılında George Orwell’ in kaleme aldığı 1984 isimli roman; totaliter rejimlerin iletişim araçlarını kullanarak insanlara propaganda yapmalarını, bilgi ve haberleri manipüle ederek onların beyinlerini yıkamalarını ve bir gözetleme toplumu kurmalarını alegorik bir anlatıyla eleştirmektedir.

Medya aracılığıyla bireylerin özel ve mahrem alanlarında dahi etkili olabilen bir kontrol sisteminin anlatıldığı eser; pasifleşen, bireyselliğini yitirerek itaatkâr bir nesneye dönüşen insanların çaresiz durumlarını aktarmaktadır.

Distopyan kurgularda kişisel özgürlük, özgür geleceğin rolü, diktatörlük karşısında bireysel direnişin değeri, teknolojinin insan yaşamını dönüştürücü gücüne ilişkin tartışmalar bulunmaktadır.

Bu distopyan kurguların karakteristik unsurları ise şunlardır:

  • Üst, orta ve aşağı sınıflardan oluşan kesin ve bozulmaz bir hiyerarşik sınıf sistemi,
  • Sınıf sistemini koruma amacı güden eğitim sistemi ve propaganda,
  • Bireyselliğin kaldırılması,
  • Dini inancın buyrukları olarak bulunan sembollerin sunulması ve aynı zamanda devletin amaçlarının temsil ve yardım edilmesi,
  • Devlet tarafından uygulanan sürekli gözetim,
  • Dramatik sosyal değişiklikleri haklı çıkaran bir felaket,
  • Toplumdan şüphe eden bir ana karakter,
  • Gelişmiş teknoloji.

Mahida, 2011, 2

The Lobster Filminin Sosyolojik Çözümlemesi

Filmin Afişi ve Çözümlemesi

The Lobster’ın bize sunduğu distopik evrendeki toplum, bireyleri önemsiz ve yalnız kaldıklarında değersiz görmektedir. Filmin afişi, bu gözetim toplumunda yaşayan karakterleri tek başlarına yarım bırakarak onları sistemin birer çarkı olduğu vurgusu yapmakta, iki karakter aynı zamanda birbirini tamamlamaktadır. Yüzlerindeki hüzün, içinde bulundukları durumdan rahatsızlıklarını yansıtmaktadır.

                                    Filmin Künyesi

Yapım: Yunanistan/ Calinos
Adı / Yapım Yılı: The Lobster / 2015
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Senaryo: Efhymis Filippou ve Yorgos Lanthimos
Süre: 119 dakika
Tür: Komedi, Drama, Romantik
Oyuncular: Colin Farrell (David), Rachel Weisz (miyop kadın),
Ben Whishaw (aksayan adam), Jessica Barden (burnu kanayan kız),
Olivia Colman (otel yöneticisi), Ariane Labad(hizmetçi kız),
Angeliki Papoulia (kalpsiz kadın), John C. Reilly(peltek adam),
Léa Seydoux (yalnız yaşayanların lideri)

Filmin Özeti

Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos tarafından 2015 yılında yönetilen The Lobster, katı kuralların hâkim olduğu bir gelecekte geçmektedir.

Filmin otel, orman ve şehir olarak üç bölümden oluştuğunu belirtmek mümkündür.

Bu bölümler mekân ve olay akışı olarak birbirinden ayırılmaktadır.

Bölümler arası geçiş, ana karakterin bulunduğu yerden kaçışı ile sağlanmaktadır.

Film, bireylerin yalnız olmasının kanunlarca yasaklandığı bir evrende geçmektedir.

Herhangi bir sebepten yalnız kalan bireyler, diğer yalnızlarla eşleşebilecekleri bir otele gönderilmektedir.

Eşinin kendisini terk etmesi ile yalnız kalan ve benzer bir süreçten geçerek köpeğe dönüşmüş ağabeyi ile birlikte otele getirilen David’in hikâyesine odaklanmaktadır.

Otel yöneticilerinin gözetimi altında kendine uygun bir eş arayan tüm yalnızlar gibi David de, 45 günün sonunda biriyle eşleşemezse kendi seçtiği bir hayvana dönüştürülecek ve ormana bırakılacaktır.

Ormanda, otelden ve şehirden kaçan yalnızlar bulunmaktadır.

Bu yalnızlar çift olmayı reddederek ormanda kendi kurallarına göre yaşamaktadır.

Otelde kendilerine eş bulabilen kişiler, çift olarak uygun olduklarını otel yöneticilerine kanıtladıktan sonra şehre dönebilmekte ve birlikteliklerini sürdürebilmektedir.

Filmde David’in öncelikle otelde, daha sonra ormanda ve en son şehirde, kendisine dayatılan toplumsal normlarla nasıl başa çıktığı ele almaktadır.

Filmin Konusu ve Söylem Çözümlemesi

Filmin açılış sekansında, yağmurlu havada araba kullanmakta olan bir kadın görülür. Kadın yolun kenarında durur ve yeşillik alanda bulunan iki eşeğe doğru yürür, silahını çıkarır ve eşeklerden birine üç el ateş eder.

Kadın arkasını döndükten sonra diğer eşeğin de garip bir şekilde vurulan eşeğe yaklaştığı görülür.

Lanthimos seyircinin filmle ilişkisini bu açılış sekansı ile kurmaktadır.

Yönetmen, seyircinin bu öldürme sahnesini arabanın içinden izlemesini ve suça doğrudan dahil olmamasını tercih etmiştir.

Hastaları tedavi etmek için başvurulan klinikler ya da toplumun güvenliğini koruyacak hapishaneler başta olmak üzere toplumsal düşünce birtakım kurumların gözetiminde gerçekleşir.

Lanthimos bu kurumlara “Otel” i de eklemektedir.

Kahramanımız David, yetkililer tarafından kentin dışındaki bir otele götürülür ve resepsiyonda bir takım sorulara tabi tutulur.

Sorulan sorular aynı zamanda onun kişisel ayrıntılarını; köpeğe dönüşen ağabeyini ya da üniversitedeki biseksüel deneyimlerini sisteme dahil etmeye yöneliktir.

Nitekim David’e ilişki tercihinin homoseksüel mi heteroseksüel mi olduğu sorulduğunda, tereddütte kaldıktan sonra biseksüellik seçeneğinin olup olmadığını sorması ve böyle bir seçeneğin olmadığını öğrendikten sonra heteroseksüelliği seçmesi, otel yönetiminin iki ilişki biçimini onaylarken diğerini yok saydığı ve iki seçenek arasında tercih yapmaya zorladığını gösterir.

David soruları cevapladıktan sonra, ona sadece bireysel sporlardan yararlanabileceği aktarılır. Spor aktiviteleri konusundaki bu dayatma, yalnız bireylere tek olduklarını her fırsatta hatırlatılmaktadır.

Resepsiyon görevlisi ekler: “Her şey yolunda gider ve başarılı olursanız, iki kişilik odaya geçirileceksiniz.”. Tek kişilik odalarda daha soğuk renkler ile dekora edilmişken çift kişilik odalar renklidir. Böylelikle yalnızların odada vakit geçirmesi engellenmek istenmektedir.

Oteldeki tüm yalnızlara kendilerine bir eş bulabilmeleri için 45 gün süre verilmiştir. Aksi takdirde kendi seçtikleri bir hayvana dönüştürüleceklerdir. Seçtikleri hayvanın bireylerin kendileri ile uyumlu özellikte olması istenmektedir.

Yüzmeyi çok sevdiğini söyleyen David, 100 yıldan fazla yaşayan ıstakozu seçer.

Yalnız yaşamanın zorluğunu, tek olmanın yeterli olamayacağını anlaması için David’in bir eli arkadan pantolonuna kelepçelenir. Oteldeki ilk gününü bu şekilde geçiren David’den tekliğin zorluğunu, çift olmanın yüceliğini anlaması beklenir.

Tüm kişisel eşyalarına el konulan David’e, otelde kalan kişilerle aynı kıyafet ve kişisel bakım ürünleri verilir. Otel yönetiminin bu şekilde, kişileri belirli kalıplara sokmak istemektedir.

Otelde birebir aynı kıyafetleri giyen kişileri birbirinden ayıran ve farklılaştıran şey karakteristik özellikleri olmuştur.

Yaratılan distopik evrendeki kişiler birbirleri ile bu özellikler vasıtasıyla eşleşmektedir. Duygunun ve dış görünüşün bir önemi yoktur.

Evliliğe benzerlikler üzerinden yürütülen mecburiyet ve menfaat ilişkisi gözüyle bakılmaktadır.

Burnu kanayan kızla burnu kanayan adam, miyop kadın ile miyop adam birliktedir.

Filmde David dışında kimsenin isminin bilinmemesi ve oteldeki herkesin oda numarasıyla anılması, kişilerin bir önemi olmadığını, onların sadece sistemin birer parçası olduğunu gözler önüne sermektedir.

Yalnız yaşamanın zorluğu ve çift olmanın getirilerini göstermek için otelde skeçler gösterilmektedir.

Tek başına yemek yiyen adamın boğazına bir şey kaçtığında öleceği, eşiyle birlikte yemek yiyen adamın eşi tarafından kurtarılacağı gösterilmektedir.

Ayrıca tek başına yürüyen bir kadının tacize uğrayacağı, eşi ile yürüyen kadının eşinin koruması altında olduğu anlatılır.

Hem erkeğin hem de kadının birbirileriyle çıkar ilişkisi içinde birlikteliği söz konusudur.

Bireylerin toplumdaki yeri bu şekilde gösterilmektedir.

Yalnızlar belirli zaman aralıklarıyla otel görevlileriyle birlikte ormana, yalnız avına götürülmekte, yakaladıkları yalnız başına ekstra gün kazanmaktadır.

Otelde kişilere kendi kimliklerini unutturarak onlara kendilerine çift bulma ve bunun karşılığında ormandaki yalnızları avlama görevi verilmiştir.

Tüm bu süre içinde eş bulmayı başaran kişiler, eşleriyle birlikte çift kişilik odalarda ardından otelin tahsis ettiği yatta kalmakta, aralarında herhangi bir sorun çıkarsa otel tarafından eşlere çocuk verilmektedir.

Çocuğun günümüz toplumundaki evliliklerde kurtarıcı olarak görülmesi ve bu şekilde sürdürülen evliliklerin doğruluğu sorgulatılmaktadır.

Filmdeki faşist toplumda bireylerin kendi benlikleri ile var olamadığı görülmektedir. Otel yöneticileri kişilerin kendi kendilerine yetebilmelerini engellemek için çeşitli yaptırımlar uygulamaktadır.

Mastürbasyon yapan kişiye fiziksel şiddet içeren cezalar verilmesi, yalnızların otel çalışanları tarafından düzenli olarak tahrik edilmesi fakat tatmine uğratılmaması bireylerin hükümete bağlılığını ve aidiyetini sağlamak için gerçekleştirilir.

David’in arkadaşlarından biri bir hayvana dönüşmek istemediğini söyler ve kendine eş arayışına çıkar. Kendisinin en karakteristik özelliği sol bacağının aksıyor olmasıdır fakat otelde hiç aksayan yalnız yoktur.

Burnu sık sık kanayan bir kız fark eder ve hem kıza hem de otel yönetimine kendini ispatlayabilmek için çeşitli yöntemlerle burnunu kanatır. Bu şekilde kızla arasında ortak bir özellik yaratmış olur ve bir tören ile beraberliğe adım atarlar.

David de aynı yöntemle bir eş bulmaya karar verir ve kendisine ortak özellik yaratacak bir eş seçer. Seçtiği kişinin en karakteristik özelliği kadının kalpsiz, acımasız ve duygusuz olmasıdır.

David’in de kendisini acımasız olarak göstermesiyle çift olurlar fakat kadın David’den şüphelenir ve bir sabah köpeğe dönüşmüş olan ağabeyini öldürür, onun tepkisini ölçer.

Ağabeyinin ölümü üzerine odasının banyosunda gözyaşı dökerken yakalanan David, bunun büyük bir suç olduğunu, kimsenin istemediği bir hayvana dönüştürüleceğini öğrenir. Kadın onu yakalamaya çalışırken David tarafından etkisiz hale getirilir ve hizmetçi kızın yardımıyla dönüştürülme odasına götürülür.

Yönetmen hayvanlar arasında ayrım yapmak istememiş. Kadının hangi hayvana dönüştürüldüğü söylenmemektedir.

David’in otelden ormana kaçmasıyla hikâyenin ikinci bölümü başlamaktadır.

Ormandaki yaşamın otel ile benzer faşist kuralları vardır. Fakat ormanda çift olmak, cinsel ya da romantik yaklaşım yasaktır. Otelde olduğu gibi cezalar bedensel bütünlüğe zarar vericidir. Otelde mastürbasyon yapan adamın eli yakılırken ormanda öpüşen kişilerin dudakları kesilmiştir.

David, kendisi gibi miyop olduğunu öğrendiği bir kadınla yakınlaşma başlar.

Oteldeki dayatmalardan ve baskıdan ormana kaçarak her ne kadar kurtulmuş gibi gözükse de genel algı yine ortak karakteristik özellikler üzerine yakınlaşmaya dayalıdır. Yani bulundukları ortam değişse bile düşünceleri aynıdır ve fark etmeden çarkın birer dişlisi haline gelmişlerdir.

Otelde David’e yardım eden hizmetçi kızın ormandaki faşist grubun başındaki kadın ile işbirliği içinde olduğu görülür.

Farklı faşist grubun birbirinden beslendikleri ve birbirlerinden çıkar elde ettiği gözlemlenir.

Oteldeki görevliden düzenli olarak yardım alan ormandaki yalnızların oteldeki çiftleri ayırma planı yaptığı anlaşılmaktadır. Bunun için gerekli malzemeleri almak için David, miyop kadın ve grup liderinin içinde bulunduğu dört kişi şehre giderler.

Şehre olan yabancılıkları ve tedirgin tavırları dış ses kullanılmadan yalnızca müzikle aktarılır.

Böylelikle şehir hayatına ne kadar uzak oldukları anlatılmak istenmiştir.

Şehirde bir alışveriş merkezinde diğer grup üyeleri gerekli malzemeleri tedarik ederken David onları beklemektedir. Beklerken bir denetime şahit olur. Polis yalnız olduğu gördüğü kadının tırnaklarını, ayakkabısını, yani ormanda yaşayıp yaşamadığını kontrol eder.

Gözetim toplumunun izleri yine seyirciye vurgulanmaktadır.

Grup lideri kadın tarafından sürekli gözetlendiklerini bilen David ve miyop kadın, otokontrol geliştirerek panoptik bir yapı içinde hissetmektedir. Diyalog kuramadıkları için kendilerine bir tür işaret dili geliştirirler. Bu yolla birbirlerini çok sevdiklerini söylerler.

Gerekli malzemeleri alan orman yalnızları oteli basar. Tıpkı kendileri yapıldığı gibi onlar da çift avına çıkarlar ve oteldeki yönetimi bir nevi çökertirler. Miyop kadının günlüğünün bulunması ve grup liderinin eline geçmesiyle birlikte David ile ilişkileri ortaya çıkar.

Miyop kadını yanına alan grup lideri onu göz ameliyatına sokmak ister. Grup lideri, David ile ortak özelliklerini kaybetme endişesi içinde olan miyop kadını ikna ederek onu ameliyata sokar ve görme yetisini elinden alır.

İşaret diliyle yani gözleri yoluyla iletişim kuran ikili bu yolla cezalandırılır.

Sadece miyop kadının cezalandırılması ve kadının baştan çıkarıcı olarak görülmesi ataerkil kuralların ayrımcılığını göstermektedir.

Tekrar bir çift olabilmek için kendilerine bir ortak özellik bulmak isterler. Şehre kaçış planı yaparlar ve kaçarlar.

Süre olarak en kısa bölüme sahip üçüncü bölüm

tek bir mekânda, bir restoranda geçer.

Yeni bir ortak özellik bulmak zorunda olduklarının farkında olan ikili bir karar verir;

David kendini kör edecek ve böylece ikisi de yalnız olmaktan kurtulacaktır.

Aslında yakalanmaları halinde otele götürülecek ve birer hayvana dönüştürülecek ikilinin en büyük korkusu yalnız kalmaktır ve bu korku onların ortak özelliğidir.

Film, lokantada kadının görüntüsü ile sona erer.

David’in kendisini kör edip etmediği bilgisi seyirciye verilmemektedir; ikilinin çift olup, olamadığı kararı izleyiciye bırakılmıştır.

Sonuç-Değerlendirmeler

Fransız eleştirmen Raymond Bellour, Hollywood filmlerini, “çiftler oluşturmak için bir araya gelen makineler” olarak nitelendirmiştir.

“Erkekler kızlarla tanışır, erkekler kızları kaybeder ve erkekler kızları alır”. Film sürekli tekrara düşen aşk filmlerinden farklı bir çizgide ilerlemektedir.

Yorgos Lanthimos, The Lobster ile duyarsızlık, gözetim toplumu ile özgürlüklerin kısıtlanması, umutsuzluk gibi kavramları kullanarak izleyiciye distopyan bir sinema izletmektedir. Ancak Lanthimos, birçok distopya filmindeki bilim kurgu unsurlarından sıyrılarak topluma yönelik, alt metni zengin bir film sunuyor.

Filmde gözetim olgusunun odaklandığı en önemli hususların başında eş olmak ve aile gelmektedir.

Filmdeki karakterlerin çoğunluğunda yer alan duygusuzluk ve duyarsızlık havası, gözetim toplumunun insanı önemsizleştirdiği ve kişinin insani değerlerini yitirmeye başladığını gözler önüne sermektedir.

Foulcault gözetimin farkındalığının bireyselliği baskıladığını ve cezalandırılmaktan korkan insanların aynılaştığını savunmuştur. The Lobster evreni için otel özelinde devletin tek tiplik oluşturduğunu söylemek mümkündür.

Günümüz teknolojisinin gözetleme ve insanların özel yaşamlarını izleme odaklı oluşu da her zaman bir çift göz tarafından gözetleniyor olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır.

Kaynakça:

Althusser, Louis (1989) İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları
Bilis , Ali Emre (2018)Yorgos Lanthimos Filmlerinde Distopyan Temsiller
Foucault, Michel (1992) Hapishaneni Doğuşu
Jameson, Fredric (2009) Ütopya Denen Arzu
Lyon, David (1997) Elektronik Gözetim
Lyon, David & Bauman, Zygmunt (2013) Akışkan Gözetim
Mahida, Chintan (2011) “Dystopian Future in Contemporary Science Fiction”
Orwell, George (1949) 1984
Özdel, Gizem (2012) Foucault Bağlamında İktidarın Görünmezliği Ve ‘’Panoptikon’’ İle ‘’İktidarın Gözü” Göstergeleri
Tümurtürkan, Meral (2010) Gündelik Hayatın Gözetimi: “Panoptikon Toplumu”

Gözetim Toplumunun Kıskaçları: The Lobster Filmi Sosyolojik Çözümleme, Ali Gürbulut tarafından yazılmıştır.

Benimle etkileşime geç

Yazıyı değerlendirmek için yıldızlara tıklayabilirsin!

Makalenin yararlı olmamasına üzgünüm!

beynine_format_At
BU KİTAP İLE ALAKALI

Beynine Format At | M. Barış Muslu